63 paylaşım

A- ’in Yolculuğu

Hegel 1807’de ilk eserini yayımlar. Kitabının Efendilik ve Kölelik bölümünde, bir insanın “yalnızca tanınmak suretiyle” gerçekten var olduğunu yazar. düşüncesi insana sıradanmış gibi gelebilir, otoritenin psikolojisinde trajik bir anlamı vardır. güç farklılıklarını tanımlama ve yorumlama sorunudur. duygusu, farklılıkların var olduğunu tanımaktan ibarettir. O aynı zamanda güçlülerin olduğu kadar zayıfların da ihtiyaç ve isteklerinin hesaba katılması demektir.

Ortaçağa ait inanç ve görüşler Hegel’in tanıma ve farklılık ilişkisinin tümüyle psikolojik bir fenomen olduğu düşüncesine yol açıyordu. Hegel, bu ögelerin yer değiştirip durduğu, otoriteyi amaçlayan bir yolculuk yapar, yolculuğun sonunda, otoritenin gücünü hissettiği aynı zamanda özgür olduğu gergin ve bölünmüş bir bulur.

Hegel sosyal hayatta olduğu gibi, insanın içinde iki kişilik bulunduğundan bahseder. Bunlardan biri efendi diğeri köledir. Özgürlüğün doğuşunu tanımlar, kölenin geçtiği özgürlük aşamalarını anlatır. Bu aşamalar stoacılık, şüphecilik, mutsuz bilinç ve rasyonel bilinçtir. Bu yolculukta uğranılan istasyonların belirgin özelliği otorite bunalımlarıdır. Her bunalım kişinin daha önce inandığı şeye inanmamasıyla başlar. Bunlar inanmama değil yeni inanç kalıplarına geçiş araçlarıdır.

Kişisel otoriteye olan bu inançsızlık yöntemlerinin nedeni, ne tür bir otorite olduğuyla ilgilidir. Modern sanayi toplumlarında kişisel otorite biçimleri sevgisizlik örneği gösterirler. Bunlar ikiye ayrılır, biri sevgisiz otoritedir, kişisel özerkliğin otoritesi, diğeri paternalizm, sahte sevgiye dayalı otorite. Bu iki otorite kutbunun çevresinde, itaatsiz bağımlılık, yok oluş fantezileri ve idealleştirilmiş ikame davranışlar gözlenir.

Bu bölümde, bir otorite bunalımının kişiyi, tatminkar ve herşeye gücü yeten otorite görüşlerini reddetmeye nasıl yönelttiği, sonraki bölümde, gündelik yaşamda bu reddedişle uyumlu olacak iktidar koşulları, son bölümdeyse, bu yolculuğun öne çıkardığı ahlaki soruna değiniliyor.

 

B- Kopuş

Otoriteyi yeniden kavramak için atılması gereken ilk adım otoriteden geçici bir kopuştur. En tehlikeli adımda budur. Çoğu zaman en radikal kopuş gibi görünen şey bir yanılgı olabilir. Bunun örnekleri Fransız Jakoben düşünür Saint Just’ın eserlerinde görülür. O bir yerde özgürlüğün ne pahasına olursa olsun var olması gerektiğini, sadece hainleri değil kayıtsız kalanları da cezalandırmak gerektiğini anlatır.

Kopuş iki şekilde ortaya çıkar; maske aracılığıyla ve tasfiye yoluyla. Maske aracılığıyla kopmaya Gosse adında bir gencin babasından kopuşunu örnek olarak verebiliriz. Gosse’nin gözünde babası devasa bir prestije ve güce sahiptir. Babasının inatla doğruluğunu savunduğu bir konuda yanıldığını görmesi ondan kopmasını sağlıyor fakat onu babasına karşı isyankar etmediği gibi hesap sormaya da yöneltmiyor. Maske, kişinin etkilenmekten yada bir otorite tarafından ayartılmaktan korunmasını sağlıyor.

Arınmaya örnek olarak ise Andre Gide’yi verebiliriz. Andre’nin karısı Madeleine onun kendisine yazdığı tüm mektupları o yokken okuduktan sonra yakıyor. Bunu yapmasının sebebinin onu sevmediğinden olmadığını ifade ediyor. Andre ise “iyi olan neyim varsa bu mektuplara emanet etmiştim” diyor. Onun bunu ifadesi arınma işleminin özünü ortaya koyuyor. Arınma işleminde kişi etkiye bir karşılık vermeye yönelir. Maskede, arınma işlemi de bir otorite bunalımı sırasında olayı anlamaya yarayan araçlardır.

 

C- Kurban

Otoritenin ciddiyeti bir kere tanındıktan sonra, kişinin göğüslemesi gereken en önemli sorun, davranışlarda otoritenin tam olarak ne ölçüde etkili olduğudur. Bunu kavrama, otoritenin dikkatini çekmek için yapılan alçaltıcı şeyler kişiyi otoriteye bağımlı bir kurban yapar.

Anne ve babalar, patronlar yada sevgililer, acı veren kişiler olarak öne çıkarlar. Toplumsal açıdan bu görüşü Marx ifade etmiştir. Anne ve baba çocuğun acısını gerçekte olduğundan daha fazla tasavvur ederler. Mesela çocuğun düşmesini, bir yetişkinin çocuğun kafasına vurması şeklinde algılarlar. Bu tür olaylara “ikileme” denir. İkileme, kişinin, kendini diğer bir kişiyle yarı yarıya özdeştirmesidir. İkileme sempatiden çok empatiyi gerektirir. Empati; bir başkasının duygularını anlayabilmektir.

İkilemenin kullanımına bir örnek Franz Kafka’nın Kasım 1919’da babasına yazdığı mektuptur. Kafka mektupta çocukken başından geçen bir olayı anlatır. Franz Kafka’ya göre babası yanlış bir adam, babasına göre de oğlu yanlış bir oğul olmuştur. Sonuçta Franz Kafka bir kurban olmuştur.

Franz Kafka, mektubunda bir gece susamadığı halde rahatsız etmek için su istediğini, tehditlere rağmen susmadığını bunun üzerine babasının onu gece balkona çıkardığını, orada yalnız kaldığını, bu olaydan sonra itaatkar olduğunu fakat bu olayı asla unutamadığını, bunu da babasının kendisini sevmediğine delil saydığını anlatıyor. Bundan devamlı acı çektiğini ifade ediyor. Babasının verebileceği cevabı da yazıyor ve sonuçta kendisinin haklı olduğunu vurguluyor. Babasının yaptığının iyi bir disiplin yöntemi olmadığını söylüyor.

 

D- Meşruluk Ve Otorite Korkusu

Kişisel otoritenin meşruluğu, güç farklılıklarının algılanışından kaynaklanır. Otorite, otoritenin karakterinde erişilmeyen bir yan olduğunu ifade eder, bağımlı kişide bunu böyle algılar.

Eşru bir kişisel otoritenin şu iki şeyi yapabileceği kabul edilir: Yargılamak ve güven vermek. Otorite bağımlı kişi hakkında, onun bilmediği birşeyler de bilebilir. Bu onu yargıç konumuna sokar, aynı zamanda güven verici bir duruma getirir. O güçlüdür ve bilir; bu nedenle, başkalarını koruyabilir. Buradaki incelik kendisine bağımlı olanlar itaatkar olsun olmasın otoritenin sadece varlığı bile bu güveni sağlamaya yeterlidir. Bu güçlerin odağında, otoritenin uyandırdığı korku ve saygı bulunur, bu onun psikolojik açıdan meşruluğunun temelini oluşturur.

Hegel, bir otorite kişiliği sizden ne kadar uzaksa, o kadar çok korku ve huşu uyandırır, size ne kadar yakınlaşırsa o kadar az güçlü görünür, demiştir.

 

GÖZLE GÖRÜLÜR ANLAŞILIR OTORİTE

Otorite sahibi olanın bir hedefi vardır. İktidarı güç belirtilerine dönüştürmek. Bunu gerçekleştirirken insanlar genellikle açık ve basit imgeler ararlar. Buda beraberinde tehlike getirir.

Kamu otoritesini temsil edenler gözle görülür ve anlaşılır kişiler olmalıdır. “Gözle görülür” den maksat denetim konumundakilerin yapabilecekleri ve yapamayacakları şeyler konusunda açık olmalarıdır. “Anlaşılır” la kastedilen ise, bu açıklığın gerçekleşme biçimidir. İktidardaki hiç kimseye, kendi kendisinin yargıcı olarak güven duyulamaz. İktidarın anlamını bağımlı olanlar belirlemek zorundadır.

18.yy’dan devraldığımız demokrasi ideallerinin hepsi gözle görülür, anlaşılır otorite anlayışına dayanmaktadır. Aydınlanma demokratlarının bu görüşü insan ırkının rasyonel gücüne duydukları büyük inançtan kaynaklanmaktaydı. Onlar bu gücü oluşturmanın ne kadar zor olduğunu hesaba katmamışlardı. Karmaşık iktidar bilmeceleri, yıkıcı hizipler, kitlelerin inançlarıyla oynama gibi olguların, yalnızca insanlıkta doğuştan var olan rasyonelliğin, toplumun geleneklerinin zincirlerinden kurtulmasıyla alt edilebileceği kabul edilmekteydi Bu laik inanç sahiplerine Madison’ın yönelttiği eleştiri, bunların, bu konularda en küçük bir fikirlerinin olmadığı şeklindeydi. Madison’dan sonra geldiğimiz noktada tüm otorite kaynağının halk olduğunu söylemek, otoritenin nasıl oluştuğu konusunda psikolojik olarak fazla bir fikir vermemektedir.

 

A- Komut Zinciri

İki kişi arasındaki iktidar, bir kişinin iradesinin diğer kişininkine üstün olmasına dayanır. Birinci bölümde anlattığımız gibi Helen itaatsiz olduğu halde anne babasının denetimindedir. Komut zinciri, bu irade eşitsizliğinin binlerce yada milyonlarca insanı kapsayacak biçimde genişletilmesini sağlayan yapıdır. A, B’ yi denetler, B, A’nın komutunu kendisine mal ederek C’yi denetler; C, B’nin komutunu yineleyerek D’yi denetler ve bu böylece devam eder gider.

Modern dünyada, bir iktidar yapısı olarak komut zincirinin piyasa mekanizmasıyla belirsiz bir ilişkisi vardır. Kurusal açıdan piyasa, tepeden yönlendirmeye değil, görece eşit bir konumu olan hasımlar arasındaki rekabetle oluşmaktadır. Karteller, devlet işletmeleri ise piyasadan çok katı komut zincirine dayalıdır.

 

B- Komut Zincirini Kırmak

Komut zincirine karşı izlenebilecek üç özgürlükçü strateji vardır. Bunlardan en aşırısı İspanyol anarşistlerinin izlediği stratejidir: Komut zincirini yok etmek. En ılımlısı ise Batı Almanya’da sanayi alanında uygulanan karşılıklı işbirliğidir. Üçüncüsü hiyerarşiyi kabul etmekle birlikte bu hiyerarşiyi dönemsel olarak yok etmenin özel yöntemlerini araştırır.

İlk görüş komut zincirinin mutlak anlamda yok olması demek olduğundan sürekli bir toplum için ciddi bir plan değildir. Çünkü kout zincirinin olmaması; herkesin kendi başına hareket etmesi, istediğini yapması dolayısıyla herşeye gücünün yetmesini gerektirir ki bu mümkün değildir.

İkinci görüş ise daha çok sanayi dallarında etkisini göstermiştir. Batı Almanya’da bir sistem olarak devlet tarafından düzenlenmiştir. Bir komite vardır, bu komite hem yönetimin hem işçilerin temsilcilerinden oluşur.

Üçüncü stratejinin hedefi, zincirin A halkasından B halkasına ve oradan C ve D halkalarına doğru denetimi yeniden üreten süreçle açıkça yüzyüze gelmektir. Komut zincirinin en abyme durumuna sokulabileceği beş yordam vardır. En abyme, yeniden ürettikleri imgeleri değiştiren yansımaları nitelemektir.

Birinci ve en temel yordama komut zincirinde etken fiil çatısı kullanılmasını istemektir. Bürokratik iktidarın dili genellikle edilgen kiple ifade edilir; böylece sorumluluk gizlenmiş olur. Etken çatı denetimi yordamı üç aşamalıdır. Kimin, ne zaman ve ne amaçla bir karar aldığının belirtilmesi; komut zincirinin çeşitli kademelerinde bu kararların tartışılması; kararların gözden geçirebilirliği. Böylece otorite gözle görülür bir nitelik kazanır.

Komut zinciriyle cebelleşmenin ikinci yolu kategorileri tartışmaktır. Kuralların özü değiştikçe, işçinin yer aldığı kategori de değişebilir. Emeklilik geliri açısından, yaşlı işçilerin genç işçilerden fazla almaları gibi. Günümüzde pek çok Amerikan şirketi üst düzeylerdeki yönetimini hedeflere göre yönetim ilkesi aracılığıyla yürütmektedir. En üstte bir kar yada üretim hedefi konulmakta; yönetimin üst kademeleri kendilerine uygun geldiği biçimde bu hedefe ulaşmak için örgütsel düzenlemeler yapmakta serbest bırakılmaktadır. Bu yöntem otomotiv sanayinin bazı dallarında oldukça verimli olmuştur.

Kategoriye ilişkin tartışmanın mantıksal sonucu itaate ilişkin bir tartışmadır. Katı bir komut zincirinde “irade”, üst durumdakinin hem ne istediğini hemde bunu nasıl istediğini bildirir. Sıkı bir kout zincirini gevşetmenin en bilinen yolu, işverenin isteklerini karşılamak için değişik itaat türlerinden yararlanmaktır.

Komut zincirini sarsmanın daha aşırı bir biçimi rol değiş tokuşudur. Çin’de bilim adamları, el emeği harcayarak çalışmak üzere kitaplarından koparıldılar, köylüler de bilgisayarları işletmek üzere kentlere getirildiler. Bu kültür devrimi sırasında uygulanan rol değişimidir. Rol değiş tokuşu başka yerlerde daha başka şekillerde yapıldı.

Son olarak; komut zincirini sarsmanın bir yolu da kişilerin bakımını açık bir tartışma konusu yapmaktır. Modern toplumda değinilmekten en çok kaçınılan konu, denetim altında olmak ve bakım altında olmak arasındaki ilişkidir. İşte otorite yukarıda saydığımız bu yıkma yöntemleri aracılığıyla oluşur ve yine bunlar aracılığıyla, her şeye gücü yeten otoriteden korku gerçekçi bir biçimde azaltılabilir.

 

6. OTORİTE VE YANILSAMA

Otorite tarafından aldatılma korkusu bu kitapta ele alınan yadsıma davranışlarını özetlemenin belki de en iyi örneğidir. Zihnimizde en çok yer eden totaliter rejimlerin aldatıcılıklarıdır. Bunlar, otoritenin ebediliğine ilişkin aldatmalardır. Stalin, halkın mutlak itaatini sağlamak için, kendisinin sınırsız güçte biri olduğu ve halkına sınırsız sevgiyle bağlı olduğunu açıklamıştı.

Özgür toplumlarda da otorite tarafından aldatılma korkusu vardır, ancak aldatılmaya ilişkin gerçekler farklıdır. Özerkliği olan kişilerin önerdikleri bir şeyleri olmadığı için aldatmalarıda söz konusu değildir.

Güçlüler kendilerine güvendikleri ve yaptıkları işin doğruluğuna inandıkları için başkalarının gözünde itibar kazanırlar. Bir tertip olmaksızın gerçekleşen aldatma yada aldanmaya “yanılsama” denir. Kamu alanında otorite, yüzyüze gelinmesi gereken bir güç olarak görünür.

Modern edebiyatta otorite ile yanılsama arasındaki ilişkinin en radikal çözümlenişine Dostoyevski’nin Karamazof  Kardeşler’indeki Büyük Engizitor öyküsünde tanık oluyoruz. Büyük Engizitor’un savunduğu görüşler ve bunların sonuçları.

Gözle görülür ve anlaşılır otoriteye duyulan inanç, kamu dünyasının pratik bir yansıması değildir; bu dünyaya yöneltilen, hayal gücüne dayalı bir taleptir. Otorite somut bir şey değildir; başkalarının gücünde, elde edildiğinde somut bir şeyi andıracak olan bir sağlamlık ve güvenlik arayışıdır.

KAYNAK: OTORİTE, RİCHARD SENNETT, AYRINTI YAYINEVİ, İSTANBUL, 1992


Beğendin mi? Arkadaşlarınla ​​paylaş!

63 paylaşım

Tepkiniz nedir?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
0
win
Can Taylan Tapar
Yüreklilik, gerçeği aramak ve onu söylemektir. Geçici olarak muzaffer olan yalanın yasasına boyun eğmemektir. Ruhumuzu, dudağımızı ve ellerimizi, aptal alkışların ve fanatik yuhalamaların yansıması yapmamaktır. / Jean Jaures

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar

yorum

Close
Bir format seç
Kişilik testi
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Bilgi Testi
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar verme ya da görüş belirleme/oy verme
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Liste
The Classic Internet Listicles
Geri Sayım
Klasik İnternet Sayımları
Açık Liste
Submit your own item and vote up for the best submission
Oylanabilir Liste
Upvote or downvote to decide the best list item
Meme
Upload your own images to make custom memes
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud or Mixcloud Embeds
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı